KIRMIZI PAZARTESİ

Sınavların bitmesiyle kendimi temizliğe temizliğin gölgesinde de kitap okumaya attım. Yani geçiş süresi pek kolay olmasa da halimden memnunum.

Bu sınav ve temizlik konusu biraz detay o yüzden atlıyorum:)

Gelelim Kırmızı Pazartesi’ye. Gabriel Garcia Marquez’i okumak konusunda kararsız kalsam da okuduktan sonra bunu neden bu kadar geciktirdiğimi düşünmeden hatta kendime kızmadan edemiyorum. Kitap 1981 yılında yaymlanmış olsada  nedense ülkemizin yani 2000’lerin izlerini taşımıyor değil diye düşünüyorum.  Bu izler pekte öyle iyi, ilgi çekici, merak konusu değil ama yine de iz işte. Kitabı okumaya başlayınca alışılmışın dışında bir şey ile karşılaşıyorsunuz. Bu ise sonunda öğrenmeniz gereken bir konuyu sanki başında öğrenmişsiniz izleniminin olduğudur. (bu arada devrik cümle kurmayı ve yüklemleri ek eylemle yapmayı seviyorum sebebi ise yok:)) Fakat bu size kitabın akıcılığında bir aksaklık hisettirmiyor. Aksine daha da merak ederek ilerliyorsunuz. 

 Cinayet öyküleri benim hep ilgimi çekmiştir. İşleneceğini bildiğim bir cinayet ise daha da ilgimi çekti. Kırmızı Pazartesi kitabında bir cinayet işlenecek ve bunu önceden herkes bilecek ama kimse engel olmayacak, sizce neden olabilir?

 Kitap toplumsal bir ruh çözümleme yani sosyolojik bir boyut kazanmış, ortak değerlerin aslında her toplumda yaşanan benzer bir olay örüntüsünü içinde barındırmış.

 Yaşanmış bir hikaye olması ve yazarın bunu işleyiş biçimi esere ayrı bir sürükleyici boyut kazandırmış.

Son olarak çevirisini İnci Kut’un yapmış olduğu bu eserin özgünlüğünden bir şey kaybetmeden çevrildiğini görüyorum. 

Okuyun ve okutun. Bol okumalı günler.